etkinlik pazarlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etkinlik pazarlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2012 Cuma

DARK MARKETING 2.0: Bİ’ BÜYÜK FEST


İki ay gecikmeli olarak Bi’ Büyük Fest ile ilgili izlenimlerimi kaleme alabiliyorum. Bu aralar SMÇ’na pek zaman ayıramıyorum, farkındayım…

Dark marketing’in ne olduğu ile ilgili daha önce bir yazı yazmıştım. Blog’u takip edenler bu yazıyı hatırlayacaklardır. Camel’ın Urban Wave ile uzun yıllardır yaptığı dark marketing ülkemizde de eski sayılabilecek bir geçmişe sahip. Mey İçki, gazino kültürünü sahiplenerek üç yıldır Bi’ Büyük Fest adında açık hava gazinosu festivali düzenliyor. Katılımcıların oldukça keyif aldıkları bu etkinlik hem güzel bir kültürü devam ettirmeye, hem de Yeni Rakı markasının marka imajına önemli katkılar sağlıyor.

Kısa bir girişten sonra festivalle ilgili izlenimlerime geçeyim. Dürüst olmak gerekirse yüzlerce kişiye aynı anda ve sorunsuz bir servisin nasıl verileceği ile ilgili tereddütlerim vardı. Ancak bu tereddütlerimin ne kadar yersiz olduğunu daha ilk girişte anladım. Zira, sizi masaya yönlendiren yetkililerden tutun da garsonlara kadar herkes çok ilgili ve belli ki işin ehliydiler. Ayrıca Mey, servis ve menü konusunda arkasına iyi bir destek almış: Hilton. Hem menünün, hem yemeklerin, hem de servisin kalitesi oldukça yüksekti. Sahne alan sanatçıların kalitesini tartışmaya bile gerek yok. Uzun yıllardır ilk defa Türkçe bir albümü baştan sona dinledim; Göksel’in son albümü. Emel Sayın’ın hanımefendiliği, sahne performansı ve sesinin billurluğuna diyecek söz bile bulamıyorum.

Festivalle ilgili belirtebileceğim tek sorun, Emel Sayın’ın sesine doyamamış olmamızdı. Bu da bir latife elbette…

Katılımcıların ne kadarı bunun bir dark marketing etkinliği olduğunun farkındaydı bilmiyorum ancak emin olduğum bir şey var ki, gecenin sonunda etkinlik alanından herkes mutlu ayrıldı.

25 Haziran 2012 Pazartesi

KAMPANYA İLETİŞİMİNİ FARKLI MECRALARA TAŞIMAK: PUMA SOCIAL

Adidas ve Puma’nın hikayesini bilmeyen yoktur. Kurucuları aslında iki öz kardeştir… Birbirlerinden çok farklıdırlar… Küs ölürler... Falan filan… Peki aralarındaki kıyasıya rekabeti bilmeyen var mı? Elbette yok. Adidas yarışta arayı açmaya başlayınca ezeli rakibi Puma, parkur değiştirme kararı aldı ve markasını tamamen farklı bir noktaya taşıdı. Evet, Puma Social böyle doğdu!


Spor malzemesi üreticileri için hangi ünlü sporcuları giydirdikleri, hangi spor takımlarına sponsor oldukları v.s. hayati önem taşır. Çünkü tüm bu saydıklarımız, onların rakiplerine karşı daha üstün görünmelerini sağlayan unsurlardır. Anlaşılacağı üzere, bu pazarın tek bir pazarlama politikası vardır: Sağlam bir yetenek bul, üstünü markanla donat, bir reklam filminde oynat, merchandising ürünlerini üret! Evet, son derece basit ama bir o kadar pahalı bir yol. Bir de ünlü kullanımının yarattığı sıkıntılar var ki, bununla ilgili birkaç olayı Google’da tararsınız ne vahim durumlara yol açtığını görebilirsiniz. Ancak pazardaki konvansiyon bu kadar yoğunken, aradan sıyrılmak için radikal kararlar almak epey zor. İşte Puma, o zor kararı alabildi ve markasını farklı bir noktaya taşıdı. Spor müsabakalarındaki kıyasıya rekabetten ağır yaralar alınca, markasını gece atletlerine ithaf etti Puma!

Tommy Hilfiger’ın bir sözünü çok severim, sanırım şöyleydi: “21. yüzyılda insanlar tek bir markayı asla tüketmiyor. Kimsenin üzerinde baştan aşağıya benim markamı göremezsiniz.” Evet 21. yüzyılda, sonsuz seçenekler dünyasında kimse tek bir markayla yetinmiyor, hiç kimsenin sadakati yok! Hal böyle olunca, rekabet koşulları daha da ağırlaşıyor. Puma, Puma Social kampanyası ile kendi pazarındaki yoğun rekabetten sıyrılıp farklı bir pazara girmeye çalıştı: Casual giyim. Şehirli insanların spor ayakkabı takıntısı aşikar. Nasıl olmasın, şehrin koşuşturmacasına ancak rahat spor ayakkabılarla katlanılabilir. İşte Puma bu insight’ı görerek markasını, şehir insanlarına, gece kuşlarına ithaf etti. “Bazı maratonlar sabah 6’da biter,” “Bazen zafer bir telefon numarasıdır” gibi sağlam iletişimlerle şehirli, gece hayatını seven gençleri kendine hedef olarak belirledi. Hedefine doğru da emin adımlarla yürüyor. Her yerde!

Geçtiğimiz hafta sonu Burn Electronica’daki en başarılı iş kesinlike Puma’nınkiydi. Puma dersini iyi çalışmış ve festivale hazırlıklı gelmişti! Tüm kampanya iletişimini hiç bozmadan festival taşımıştı. Öncelikle, indigo sahnesinin girişine kendi branding’ini yapmıştı ve son derece güzel görünüyordu. Yine aynı mekana, tıpkı reklam filminde olduğu gibi, bir langırt masası yerleştirmişti ki festival süresince o masa hiç boş kalmadı! Yine masanın çevresinde branding’i ve sloganı yer alıyordu. Sahnenin yakınlarında bir de etkinlik alanı kurmuştu Puma; içeride langırtlar ve ping pong masaları vardı. Herkes eğleniyor, arkadaşları ile "sosyal"leşiyordu. Alanda ise Puma’nın temsilcileri insanların güzel anlarını fotoğraflıyor ve bunlardan bir afiş hazırlıyordu. Her zaman dediğim gibi, anı anıdır!

Puma, Puma Social kampanyasını her alana başarılı bir şekilde taşıyor. Zaten iletişimin en önemli kurallarından biri de bu; süreklilik! Puma’nın diğer işlerini de merakla bekliyorum, bir de kampanya sonuçlarını elbette!

24 Haziran 2012 Pazar

BİR PAZARLAMA MECRASI OLARAK FESTİVALLER: BURN ELECTRONICA

Yaklaşık üç yıldır bir elektronik müzik festivaline katılmamıştım. Zaman olmadı, iyi gruplar gelmedi v.s... Dün gerçekleşen Burn Electronica festivali benim için tam anlamıyla bir tavşan deliğiydi. Dürüst olmak gerekirse her türlü olumsuzluklara rağmen – Kapı açılış saatinin 14.00 olarak belirtilmesine rağmen 14.00’da bizi içeriye almayan görevliler, ne içip de o hale geldiklerini anlayamadığım insanlar ve elbette sudan farksız kötü biralar – o atfmosferi özlemişim. Ama konumuz Who Made Who’nun inanılmaz performansı, Crookers’ın yarıda kesilen seti değil elbette. Konumuz pazarlama!

Festivaller işini doğru yapan pazarlamacılar ve reklamcılar için adeta bir vahadır. Bir de gözlem yeteneğini kaybetmemiş blogger’lar için elbette. Nedeni aslında son derece basit, sizin için toplanmış “safkan” bir hedef kitle... Zevkleri, davranışları aynı binlerce insan. Size düşense, eğer hedef kitlenizse, o insanları biraz eğlendirmek. İnanın daha fazlası değil.
 
Etkinlik pazarlaması, bazılarımızın aşina olduğu bazırlarımız için ise anlamsız bir kavram. Her iki taraf için de son derece yeni olan bu alan, bakirliğini korusa da günden güne gelişiyor. Bir bir etkinlik ajansları açılıyor, hepsi de güzel cirolar elde ediyor. Neden etmesin ki, eğlenmeyi seven milyonlarca insan, milyonlarca insanı hedefleyen binlerce marka var! Kebap connection! Hal böyle olunca, hedefleyenlerle hedeflenenleri biraraya getiren her türlü ortam bir pazalama mecrasına dönüşüyor. Festivaller de!

Hedef kitlenizi iyi tanıyorsanız sizden iyisi yok. Zira, hedef kitleniz size başarılı işler yapmanız için doğru insgiht’ı verir, bu konuda gayet açıklar! Nitekim, dün bunun canlı örneğine bizzat şahit oldum. Festival alanı adeta bir “fair”di. Bazıları Vivident’in kurduğu alanda oyun oynuyor, bazıları BAT’nin lounge’unda keyif çatıyor, bazıları ise Burn’ün Energy Zone’unda deliler gibi dans ediyordu. Biz, biraz da sıcak havanın vermiş olduğu rehavetle biralarımızı alıp, bir masaya “güneşlenmek” üzere kurulduk. Yalnız, bu elbette bizim amacımız olan şeydi. Gerçekleşeceğini kim söyledi ki? Birbiri ardına önce Puma’nın, akabinde Mentos’un daha sonra da Okey’in temsilcileri fotoğraf çekmek, sample vermek, ürün tanıtmak için masamıza geldiler. Benim için gayet eğlenceli bu durum, kız arkadaşım için biraz can sıkıcıydı! Abartısız üç saatim alanda, kim ne yapmış, ne getirmiş, ne demişe bakmak ve elbette birkaç fotoğraf almakla geçti. İşte o keşiften çıkan sonuçlar;
Vivident
Sakız markasının elektronik festivalinde ne işi olur demeyin, olur. Kendi adıma, Vivident’in ATL işlerini son derece eğlenceli ve başarılı buluyorum. Gençlere yönelik esprili bir dili var. Festivaldeki Vivident alanı da daha önce yapılan işlerle uyumluydu. TV spot’undan hatırlayacağınız üzere, ellerinde oklarla cupid’ler festival alanında dolaşıp avlarını bekliyorlardı. Ayrıca iki arkadaşı kıyasıya yarışa sokan keyifli bir oyunu da festival alanına getirmişlerdi. Basit, biraz sıradan ama asla başarısız değil!

Nissan Juke
Birçok arkadaşım, şu aralar, Nissan’ın haşarı çocuğu Juke’a takmış durumda! Sıradışı çizgisi ve sağlam pazarlama faaliyetleri bizleri etkiliyor doğal olarak. Juke, tam anlamıyla bir genç arabası. Eh böyle bir arabanın da tanıtılacağı yer, tıklım tıkış gençlerle dolu bir festival alanı olur elbette. Bir de yanına iki genç kız ve oğlanı koydunuz mu, olay tamamdır! Festivalin iki farklı ucunda, iki farklı renk Juke hayranlarını cezbetmek için bekliyordu. Ayrıca, BAT standının yanında bir de aracın görseli yer alıyordu. Basit, nispeten ucuz ama oldukça etkili bir iş!

Republika Academic Aparts
Ne yalan söyleyeyim Republika’yı ilk defa festival alanında gördüm. O ana kadar ne olduğuna dair bir fikrim yoktu. Belki de, hayatım boyunca öğrenci yurduna ihtiyaç duymadığımdandır, bilemiyorum. Neyse, Republika öğrenci yurdu benzeri bir iş! Aslında, yurtdışında okuyan ya da ucuz tatil yapanlar bilirler, yurt mantığında ama yurtlara göre oldukça konforlu apart oteller vardır. Republika da bunun Türk işi örneği. Kendini tanıtmak için çok doğru bir mecra bulmuş; festival. Başarılı mı? Hem de oldukça!

Burn
Festivalin ana sponsoru ve isim babası Burn, adeta festivalin etinden kemiğinden faydalanmış. Çok da iyi yapmış! İşimiz pazarlama sonuçta... Festivalin her köşesinde Burn’ün bir standını, lounge’unu, etkinlik alanını görmeniz mümkündü. Benim en çok hoşuma giden, büyük bir olasılıkla yarın ofisimde masamı süsleyecek resmi çekildiğim Bur’n Booth’tu. Anı her zaman anıdır! Diğer favorim ise, gruplar arasında müziğin ve eğlencenin durmaksızın devam etmesini sağlayan Energy Zone’du. Kısacası Burn, başarılıydı!

Evet, festivaller biz pazarlamacıların lunaparkı. Biz orada oldukça eğleniyoruz, haliyle eğlendiriyoruz. Burn Electronica’dan izlenimlerim birkaç yazıda daha devam edecek. Görüşmek üzere!