2 Ocak 2012 Pazartesi

HAYATA BAĞLANMAKTAN HAYATI PAYLAŞMAYA

Günceli, popüler olanı takip etmek için Twitter’da trending topicleri incelemekten çok daha fazlasını yapabiliriz aslında. Mesela, markaların reklam sloganlarına, mottolarına bir göz gezdirebiliriz.

Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar iletişimde kalite ölçütü kesintisiz bağlantı ve net ses transferiydi. GSM operatörlerinden, cep telefonu üreticilerine kadar her markanın iddiası, insanları “sürekli ve kesintisiz” bir şekilde “birbirlerine bağlamak” idi… Derken zaman değişti, teknoloji gelişti. Artık, sorunsuz bağlantı, billur gibi ses transferi bir artı olmaktan çıktı. Tüm bu özellikler, sunulması zorunlu olan standartlar haline geldi. Önce 2G ve wap sayesinde mobil internetle, ilkel bir formda olsa da, tanıştık. Sonra 3G geldi ve çok yüksek hızda mobil internetin keyfini çıkarır olduk. Dünya çapında yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, insanlar interneti mobil olarak tüketme eğilimindeler. Çok yakın bir gelecekte mobil internet kullanımı, geleneksel olanı geçecek.


Facebook, Twitter ve YouTube gibi büyük sosyal paylaşım siteleri sayesinde bir kavram dillere pelesenk oldu: Paylaşım! Mahremiyet duygusunun anlamını giderek yitirdiği, şeffaflığın kavram sınırlarını aşarak nüdist bir hal aldığı böylesi bir dönemde, mütemadiyen elimiz “paylaş” butonuna gidiyor. Flickr’da, Picasa’da ya da Facebook’ta balayında çektirdiğimiz fotoğrafları “yakın çevremiz” ile, Fizy’de ya da SoundCloud’da müzik listelerimizi herkesle, en olmadık anılarımızı YouTube’da tüm dünyayla paylaşıyoruz. Hayatımız yaşamak ve yaşananları “paylaşmak” döngüsü içerisinde sürüp gidiyor. Hatta paylaşmak zamanla bir amaca dönüşüyor; sevdiğimiz restorana artık güzel yemekler yemek, hoş sohbet etmek için değil, “yakın çevremiz”e çok sosyal olduğumuzu kanıtlamak için gidiyoruz. Büyük harflerle söylemeye çekineceğimiz her türlü anıyı, Twitter’da tanımadığımız binlerle paylaşabiliyoruz. Kısacası, paylaşıyoruz…

Sürekli bağlantının, övünç kaynağından bir standart haline gelmesi ve paylaşmanın bu denli önemli olması markaları, sloganlarında “küçük” değişiklikler yapmaya itti. İnsanların birbirini takip ettiği, bir şeyleri beğendiği ya da bir yerlerin “mayor”ı olduğu bu zamanlarda, hala eski formlarda müşterilere seslenmek, sanırım, markalar için paralarını ve zamanlarını boşa harcamanın ötesine gidemezdi. Şimdi, markaların sloganlarındaki bu değişimi örnekler üzerinden inceleyelim.

2002 yılında, ABD’de, dünyanın önde gelen mobil ağ operatörü Verizon bir reklam kampanyası başlattı. Verizon çalışanı Paul Marcarelli, farklı lokasyonlarda telefon görüşmesi yapıyor ve sürekli olarak “Can you hear me now?”[1] sorusunu soruyordu. Verizon’un bu kampanya ile amacı, müşterilerine ne kadar kaliteli bir bağlantı sunduğunu kanıtlamaktı. Nitekim, Verizon’un bu kampanyası ABD’de uzunca bir süre konuşuldu; sanırım Verizon hedefine ulaşmayı başardı. 2010 yılında artık rüştünü ispatlamış olan marka, müşterilerine “Rule the air!”[2] dedi.
 
Nokia’nın “Connecting people” sloganını bilmeyen yoktur. Sloganın mors alfabesinde karşılığı olan “klasik melodisi” ile Nokia, yıllarca bu söz kalıbını beyinlerimize işledi. Mobil internetin hayal olduğu, WiFi’ın henüz yaygınlaşmadığı yıllarda insanların birbirine bağlanması ancak konuşmak ya da SMS atmakla mümkün oluyordu. Hal böyle olunca, markalar sloganlarında “bağlantı,” “iletişim,” “bağlantıda kalma” gibi sözcüklere vurgu yapıyorlardı. Sonra teknoloji ile birlikte iletişim artık, salt konuşmanın çok ötesine giderek farklı bir boyut kazandı. Markalar için artık, “paylaşım,” “anında,” “hızlı” gibi sözcükler önemliydi. Zira Nokia, N97 modelinin reklam kampanyası için “Yaşandığı anda internette!” sloganını, klasikleşmiş sloganının yerine tercih etti. Böylece, paylaşmanın öneminin markalar tarafından kavrandığının sinyalleri gelmeye başladı.

Turkcell, uzun yıllar boyunca sloganlarında “sorunsuz ve kesintisiz” bağlantı vurgusuna ayrı bir önem verdi. Çünkü, Turkcell’i rakiplerinden ayıran en önemli özellik sunduğu kaliteli bağlantıydı. Ancak, özellikle Vodafone’un Telsim’i satın almasıyla birlikte, Türkiye’de iletişimdeki kalite standartları yükselmeye başladı. Artık, neredeyse tüm operatörlerin birbirlerine yakın bağlantı kalitesi sunması nedeniyle, markalar “farklılaşmak” adına başka yollara yöneldiler. İlk hamle Turkcell’den geldi. Turkcell, “Turkcell’le bağlan hayata” şeklindeki sloganını yeni reklam kampanyasında “Hayat paylaşınca güzel” olarak değiştirdi. Zira, trend hayatı paylaşmaktı ve Turkcell bu yükselen trendi gözden kaçırmadı. Belki ileride, diğer GSM operatörleri de müşterilerine benzer bir şekilde seslenmeyi tercih ederler.

Sosyal medyanın sözcük dağarcığımıza kazandırdığı yeni kavramlarla birlikte, markaların müşterilerine seslenirken kullandıkları sözcükler de değişiyor. İhtiyaçların ve alışkanlıkların değişimi, sloganlardaki değişiklikleri de beraberinde getiriyor.



[1] Şimdi beni duyabiliyor musun?
[2] Havayı yönet!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder