28 Ocak 2012 Cumartesi

FACEBOOK SAYFANIZ HAZIR


Küçük ölçekli yerel işletmelerden, büyük çaplı uluslarası sermayeli firmalara kadar birçok marka Facebook’ta yer almak istiyor. Facebook sayfaları, markanızı sosyal medya dünyasına taşımak için önemli bir araç. Peki, Facebook sayfası hazırlarken nelere dikkat edilmeli?

Facebook sayfaları hizmeti markalara, yerel işletmelere ve kişilere hedef kitlelerine ulaşmaları için bir fırsat tanıyor. Facebook, bu hizmeti kullanıcılarına ücretsiz sunuyor. Yapacağınız küçük değişikliklerle, Facebook sayfanıza daha profesyonel bir görünüm kazandırabilir, sayfanıza gelenler için kurumsal bir imaj çizebilirsiniz. Facebook sayfası kurmak son derece pratik olsa da, sayfayı gerçek anlamda hazırlamak biraz meşakatli. Keza, sayfayı hazırladıktan sonra yönetmek de bir o kadar zor. Şimdi Facebook’ta sayfa hazırlamayı adımlarla anlatalım.

Facebook’ta arama kısmında “Facebook Pages” anahtar kelimelerini tarayın. Sayfalar kısmında açılan FacebookPages sayfasına tıklayın. Bu sayfada yer alan bilgilere hızlıca bir göz atın ve sayfanın sağ üst köşesinde yer alan Sayfa Oluştur butonuna tıklayın. Yerel İşletme veya Yer, Marka veya Ürün gibi sayfa türlerinden size uygun olanı seçin. Bir kategori belirleyin ve adres, telefon, web sitesi gibi alanları eksiksiz bir şekilde doldurun. Daha sonra sayfanıza bir ad verin, bu adın markanızı doğru yansıtmasına dikkat edin. Bu adımdan sonra sayfanızı arkadaşlarınıza duyurun. Sayfanız yayınlanmaya hazır. İsterseniz yayınla seçeneğini seçip, sayfanızı hemen yayına sokabilirsiniz ya da daha sonra seçeneğini tıklayarak sayfanızda yeterli içerik üretmek için zaman kazanabilirsiniz. Benim bu noktada önerim, ikinci seçeneği seçmek olacaktır. Zira, en yakın arkadaşlarınız dahi karşılarında boş bir sayfa gördüklerinde beğen butonuna tıklamak istemeyeceklerdir.

Avatar Hazırlama

Sayfanızın sol üst köşesinde; duvar, bilgiler v.b. eklentilerin üzerindeki alan avatar olarak adlandırılan görselin yer alacağı kısımdır. Buraya markanızla ilgili bir görsel ekleyerek, sayfanızı daha anlaşılır kılabilirsiniz. Böylelikle sayfanıza gelenler, bu sayfanın sizin markanıza ait olduğunu anlayabilirler. Avatar hazırlarken dikkat edilmesi gereken nokta, elbette yaratıcı olabilmektir. Salt marka görselini avatar olarak kullanabileceğiniz gibi, markanızın logosunu da içeren yaratıcı bir avatar geliştirebilirsiniz. Türkiye’nin en büyük dijital ajanslarından Promoqube ve Ekşi Sözlük’ün sosyal medya ajansı Social IQ’nun sayfalarında yer alan avatarlar, yaratıcı avatarlara örnek verilebilir.

Banner Hazırlama

Sayfanızın üstündeki kısımda, sayfanızda paylaştığınız resimler yer alır. Ancak bu kısmı bir banner olarak da tasarlayabilirsiniz. Markanızı doğru ifade eden görsellerle hazırlayacağınız bannerlar, sayfanıza daha profesyonel bir görünüm kazandıracaktır. Bu blogun Facebook Sayfası’ndaki (facebook.com/sosyalmedyacalismalari) banner, buna bir örnek olabilir.

Eklentiler Ekleme


Facebook sayfanızın sol tarafında kalan bölgeye (duvar, bilgiler v.b.) yeni eklentiler ekleyerek sayfanızı daha kullanışlı ve daha kurumsal bir şekle kavuşturabilirsiniz. Sözgelimi, sayfanıza gelenleri karşılamak için bir Hoşgeldiniz eklentisi hazırlayabilir ya da sayfa kuralları için bir eklentiden faydalanabilirsiniz. Sayfanıza eklenti eklemenin çeşitli yolları vardır. İsterseniz bir developerla anlaşıp sayfanıza özel bir eklenti hazırlatabilirsiniz ya da bu iş için hazırlanmış ücretsiz uygulamalardan yararlanabilirsiniz. Bu ücretsiz uygulamaların en bilineni ve en çok tercih edileni PageModo (https://apps.facebook.com/pagemodotwo/) size uygun olabilir.

URL Oluşturma

Sayfanız yeterli beğeniye ulaştığında (25 beğeni) sayfanız için bir URL oluşturabilirsiniz. Böylece bu URL’yi kullanarak, kişileri sayfanıza kolayca yönlendirebilirsiniz. URL oluştururken dikkat etmeniz gereken nokta, bu URL’nin daha önce başka bir kullanıcı tarafından alınmamış olmasıdır. Ayrıca, oluşturacağınız URL’nin başkalarının telif haklarını ihlal etmediğine ve sayfa ismini doğru yansıttığına emin olun. URL bir kez oluşturulduktan sonra değiştirilemez. Bu sebeple, URL oluşturmak için acele etmeyin ve en doğru tercih yapmaya çalışın.

İçerik Oluşturma

Sayfanızda, sayfanıza gelenlerin ilgisini çekebilecek ve yaptığınız işle alakalı içerikler üretin. Bu içeriklerin doğru ve güncel olmasına dikkat edin. İçerik üretirken başka platformlardan (YouTube, Blogger v.b.) yararlanabileceğiniz gibi notlar bölümünden kendiniz de içerik oluşturabilirsiniz. Ayrıca, görseller paylaşarak da içerik oluşturmanız mümkündür. Kaliteli içerik oluşturmak önemlidir çünkü bu içeriklerin paylaşılması, virallik yaratarak sayfanızın daha fazla kişiye ulaşmasına olanak sağlar.

Soru Sorma

Sayfanızı beğenenlere sorular sorarak onların algılarını ölçün. Sorduğunuz soruların, markanızla ilgili olmasına dikkat edin.

Facebook’ta bir sayfa oluşturmak, kolay gibi görünse de aslında zor ve teknik bir iştir. Facebook sayfanızı oluşturmak ve yönetmek için dijital ajanslardan faydalanabilirsiniz.

27 Ocak 2012 Cuma

FACEBOOK REKLAMLARI: ARTILAR VE EKSİLER

Kabul edin ya da etmeyin, Facebook 21. yüzyılın en büyük fenomenlerinden… Eğer tahminler doğru çıkarsa Facebook, 2012 yazının son aylarında 1 milyar kullanıcıya ulaşacak. 1 milyar kullanıcı, reklam verenler için iştah kabartıcı bir rakam… Peki Facebook reklamları optimum bir şekilde kullanılıyor mu? Facebook’ta reklam vermenin artıları ve eksileri neler?

Facebook’un neredeyse kurulduğu günden beri, bir reklam mecrası olarak nasıl kullanılacağı merak konusu oldu. Tahminler gösteriyor ki Facebook, bu yıl reklamlardan 3 milyar dolarlık bir gelir elde edecek, bu gerçekten büyük bir rakam. Peki, Facebook reklam verenler tarafından bu denli tercih edilen bir ortamken, neden hala kafalarda Facebook reklamları ile ilgili sorular var? Aslında bunun nedeni çok açık; Facebook’ta verilen reklamların geri dönüşleri halen tam anlamıyla ölçülemiyor. Yine de birçok otoritenin hem fikir olduğu nokta, Facebook’ta verilen reklamların tüketiciyi kısa vadede satın almaya yönlendirmese dahi, uzun vadede satın alma eyleminin gerçekleşeceği yönünde. Kısacası kullanıcılar, sayfaların sağ tarafında bulunan reklamlara tıklamasalar bile bu onların, o reklamlarla etkileşime geçmediği anlamına gelmiyor.

Televizyonda ya da diğer mecralarda verilen reklamlar ile Facebook’taki reklamlar aynı mantıkta işlemiyor. Zira, sözgelimi televizyona reklam verdiğinizde, reklamınızın kimlere gösterileceğini, ne zaman gösterileceğini ya da ne kadar gösterileceğini, pratikte, seçemezsiniz. Geleneksel mecralarda reklam verirken, iletmek istediğiniz mesajı doğru kitleye aktarmanızı sağlayacak bir mekanizma yoktur. Yani gelinlik satan bir mağazanın televizyondaki reklamını, 7 yaşındaki bir çocuk ya da 70 yaşında emekli bir adam izleyebilir. Bu sizin hedef kitleniz değildir. Ancak kitleyi belirleme gibi bir şansınız olmadığı için bütçenizin bir kısmı çöpe gider. Ünlü bir CEO reklamlar için şunu demiştir: “Reklama ayırdığımız bütçenin yarısının çöpe gittiğini biliyorum. Ancak hangi yarısı olduğunu bilmiyorum.”

Facebook reklamlarını kullanarak, kitlenizin yaşından, eğitim durumuna, hatta beğenilerine kadar geleneksel medyada yapamayacağınız bir kitle hedeflemesi yapabilirsiniz. Bu, iletmek istediğiniz mesajın, nispeten, daha doğru kişilere ulaşacağı anlamına gelir. Böylece reklam için ayrıdığınız bütçe, nispeten daha optimum bir geri dönüş yaratır. Ancak bu demek değil ki, Facebook reklamları %100 etkilidir. Öncelikle, Facebook’a reklam verirken dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var;
  • Markanız için bir Facebook sayfası oluşturun: Markaların resmi web sitelerinin ziyaretçi sayısının gitgide azaldığı bilinen bir gerçek. Müşteri kitlenizin çok büyük bir kısmı Facebook’tayken, sizin onların ayağına gitmeniz, yani web sitenizi Facebook’a taşımanız daha sağlıklı olacaktır.
  • “Less is more” mottosuna güvenin: İleteceğiniz mesajın 140 karakteri aşamayacağını aklınızın bir köşesinde tutun. Mesajınızın kısa ancak vurucu (punchy) olmasına dikkat edin. Reklam metnini hazırlarken dikkat çekici (hook) bir bilgi verin ve ardından kişileri sayfanızı beğenmeye davet edin.
  • Dürüst olun: Reklam metninde yer alan bilgilerin doğru, kanıtlanabilir olmasına özen gösterin. Yanlış bilgi vermekten kaçının. Sözgelimi bir e-ticaret platformu iseniz, sayfanızda yer almayan ürünler için reklam vermeyin ya da ürünlere uygulanan indirim oranlarını abartmayın.
  • Facebook dilini kullanın: Sosyal medyanın ve özellikle Facebook’un kendine özgü bir kültür ve dil oluşturduğu fikrini kabullenin. Kitlenizle, onların diliyle konuşun. Ancak bu dilin, noktalama işaretlerinden yoksun ya da dikte hataları ile dolu olduğunu düşünmeyin.
  • Kitlenizi doğru belirleyin: Kitle hedeflemesi yaparken, makul ve mantıklı olmaya çalışın. Yani, eğer bir kadın pedi reklamı veriyorsanız, hedef kitlenizde erkeklerin yer alması mantıksız olacaktır. Keza, traş makinesi pazarlıyorsanız kitle hedeflemenizde kadınların yer alması gereksizdir.
  • Seçenekler üretin: Reklam verirken bir kreatif ve bir metin kullanmak yerine kreatif ve metinlerde varyasyonlar üretin. Farklı kitlelere farklı kreatiflerle yaklaşın. Örneğin bir bira reklamı yapıyorsanız, futbol seven bir üniversite öğrencisi ile, emekli bir mühendisin bira tüketme alışkanlıklarının farklı olduğunu unutmayın. Hedeflemenizi ve kullanacağınız kreatifi buna göre belirleyin.
  • Bütçenizi doğru belirleyin: Çok fazla para, çok fazla kitle demek değildir. Eğer CPC bir reklam verdiyseniz, reklamınızın tekil tıklanma sayısına göre Facebook’a para ödersiniz. Ancak reklamınıza her tıklayan, beğen butonuna ya da satın al butonuna yönelmeyebilir. Bu noktada para değil, yaratıcılık konuşur. Büyük bir bütçe yönetmek istiyorsanız, reklamınızı daha uzun zamana yayın. Kreatif alternatifleriniz 5’in üzerinde olsun. Eğer daha mütevazi bir bütçeniz varsa, gerilla bir reklam yapın. Yaratıcı ve dikkat çekici olmaya özen gösterin.
Yukarıda sayılanlar, Facebook’ta verdiğiniz reklamdan optimum fayda sağlamanız için size yardımcı olabilir. Facebook’ta reklam verirken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus reklam türleridir. Facebook’ta iki tür reklam verebilirsiniz: Facebook reklamları ve sponsorlu haberler. Reklam stratejinize bağlı olarak bu iki türden birini seçebilir ya da ikisini birden kullanabilirsiniz.
Facebook reklamlarının birçok avantajı vardır. Bu avantajların başında kitle hedeflemesi gelir. Diğer bir önemli avantaj ise görece küçük bütçelerle, büyük etkiler yaratabilmektir. Ancak belki de en önemli avantaj, müşterilerinize sosyal ağlarından yaklaşabilmenizdir. Pazarlama duayeni Philip Kotler şunu der; “En başarılı pazarlama kampanyası dahi, yakın bir arkadaşın tavsiyesinden daha etkili olamaz.” İşte Facebook reklamları ile, kitlenize, arkadaşlarının deneyimlerini satabilirsiniz. “Ayşe bunu beğendi.” ibaresinin satın alma kararı üzerindeki etkisi, binlerce liralık bir reklam kampanyasından daha etkili olabilir. Bunu, geleneksel mecralarda yapma şansınız yoktur. Facebook reklamlarının dezavantajlarına gelecek olursak; Facebook reklamlarının geri dönüşü ölçülebilir değildir. Yani, Facebook reklamlarının satış rakamlarınıza nasıl bir katkıda bulunacağını öngöremezsiniz. Haliyle, Facebook reklamları için doğru bir bütçe belirlemeniz zordur. Facebook reklamları B2C’de başarılı olabilirken, B2B için aynı başarı yakalanamayabilir. Kitle hedeflemesi olmasına karşın, her zaman istediğiniz kişilere ulaşamayabilirsiniz. Facebook’ta paylaşım çok hızlı olduğu için, hakkınızda kötü bir haberin yayılması da son derece hızlı olacaktır. Bu iyi bir sosyal medya yönetimi gerektirir.

Facebook reklam verenler için çok önemli bir mecra. Facebook’un reklam verenler için geliştireceği yeni uygulama ve özelliklerle bu önemini daha da artıracağı su götürmez bir gerçek.

NOT: Facebook reklamları hakkında daha fazla bilgi için: https://www.facebook.com/advertising/

24 Ocak 2012 Salı

KAVRAM HATALARI: SOSYAL PAZARLAMA VE SOSYAL MEDYA PAZARLAMA


Sosyal medyanın literatüre kazandırdığı yeni kavramlar, beraberinde kavram karmaşasını getiriyor. Pek aşina olmadığımız bu yeni kavramları, daha önce varolan kavramlar yerine kullanmaya çalışıyoruz. Halbuki, bu kavramlar birbirinden son derece farklılar.

Sosyal medyanın gösterdiği gelişim, sosyal medya ile ilgili yeni kavramları literatüre kazandırıyor. Bu kavramlardan biri de sosyal medya pazarlama. Sosyal medya pazarlama, kişi ya da kurumların sosyal medya üzerinden pazarlama faaliyeti yürütmelerini tanımlamaktadır. Bir bakıma sosyal medya pazarlama, geleneksel anlamda pazarlama faaliyetlerinin tümünün sosyal mecralarda gerçekleştirilmesidir. Dilerseniz bu kavramı, son günlerin en popüler sosyal medya pazarlama kampanyası Doritos Akademi üzerinden açıklamaya çalışalım.

Doritos, yeni ürünü Fritos için son derece başarılı bir kampanya başlattı. Doritos için bir “akademi” kuruldu ve bu akademinin rektörü olarak da, sivri dili ile tanınan Huysuz Virjin atandı. Akademisyenleri, en az rektörü kadar uçarı olan bu akademi, gençlerin yoğun olarak kullandıkları Twitter, Facebook gibi mecralardan “son derece açık” öğretim yapmaya başladı. YouTube ve DailyMotion’dan yayınlanan derslerin sınavları, Twitter’dan yapıldı. Başarılı öğrenciler “Fritos”la ödüllendirildiler. Aynı şekilde Facebook üzerinden de “yoğun” öğretimine devam etti bu marjinal akademi. Tüm bu anlattıklarımız, Doritos’un sosyal medya pazarlamasının birer ayağıydı. Gördüğünüz üzere sosyal medya pazarlama, sosyal mecralar üzerinden yürütülen pazarlama faaliyetleridir.
 
Sosyal pazarlama kavramı, sosyal medya pazarlama kavramından tamamen farklıdır. Sosyal pazarlama, sağlık kuruluşları, sivil toplum örgütleri gibi kar amacı gütmeyen ve toplum menfaati için çalışan kurumların, yine toplumun faydasını artırmak adına yürüttükleri pazarlama faaliyetlerinin tümüne verilen addır. 1971’de pazarlama duayeni Philip Kotler tarafından kesin adı konulan bu kavramı, yine bilinen bir örnek üzerinden anlatmaya çalışalım.

T.C. Sağlık Bakanlığı’nın sigaranın zararlarını topluma kavratmak ve sigara kullanımını azaltmak adına başlattığı “Dumansız Hava Sahası” projesi, sosyal pazarlama kavramına verilebilecek en başarılı ve en güncel örnektir. Sizin de bildiğiniz gibi, bir süre öncesine kadar kapalı alanlarda sigara ve tütün ürünleri tüketilebiliyordu. 19 Mayıs 2008’de başlatılan yasa ile, kamuya açık kapalı alanlarda ve toplu taşıma araçlarında sigara içilmesi yasaklandı. Bu yasakların nedeninin topluma açıklanması ve sigaranın zararları ile ilgili bir bilincin oluşturulabilmesi adına bir dizi pazarlama faaliyetlerine girişildi. Televizyon, radyo ve gazete gibi mecralarda Dumansız Hava Sahası ile ilgili reklam kampanyaları yayınlandı. Ünlü simalardan bu kampanyaya destekler geldi.

Yukarıda anlatılanlardan da farkedileceği üzere sosyal pazarlama ve sosyal medya pazarlama kavramları, zaman zaman birbirleri yerine kullanılsalar da aslında çok farklı iki kavramdır.

23 Ocak 2012 Pazartesi

SOURBERRY 5. YAŞ GÜNÜ PARTİSİNDEN İZLENİMLER


Türkiyenin en büyük sosyal paylaşım platformlarından Ekşi Sözlük’ün yazarlarınca kurulan SourBerry, bir yaş daha büyüdü!

Ekşi Sözlük yazarları tarafından oluşturulan internet radyosu SourBerry, 5. yaşını Taksim Clinic Music Hall’de üçyüzün üzerinde katılımcıyla gerçekleşen bir parti ile kutladı. Ekşi Sözlük’ün sevilen yazarlarının tam kadro katıldığı etkinlikte, son zamanların en iyi çıkış yapan alternatif gruplarından Multitap sahne aldı. Mekanın teras bölümünde SourBerry DJ’leri, housedan R&B’ye birbirinden farklı türde müziklerle, katılımcıları coşturdular. Sahnenin yer aldığı alanda ise, 70’ler ve 80’ler müzikleri katılımcıları geçmişlerine götürdü. Saat 23.00’da, Multitap’ın sahneye çıkmasıyla enerji doruğa ulaştı.

Bakalım, Ekşi Sözlük yazarları SourBerry için neler söylemişler;

internetten radyo yayını resmen! çok heyecanlandırıcı, müthiş bir fasilite. ama bağlantı kalitesine ve hızına duyarlı olması sebebiyle arada kesintiler olabiliyor tabii.
         -cosmic kitten

şeker gibi tasarıma sahip radyo, vatana millete hayırlı olsun.
-compumaster

kaliteli parçalardan oluşmuş enfes bir listeye sahip adı gibi şeker radyo, banner'ıyla takdirimizi toplamıştır ayrıca aferin.
-solo

16 Ocak 2012 Pazartesi

SOSYAL MEDYANIN GÜVENLİK SORUNU

Bir sabah uyandınız. Henüz afyonunuz patlamadan kuruldunuz en sevdiğiniz koltuğa. Dizüstünüzü açtınız ve “bugün neler var mönüde” diyerek önce kullanıcı adınızı, sonra da şifrenizi girdiniz. Aaa, o da ne? Hesabınızın yerinde yeller esiyor. Emin olamadınız ve tek tek tüm hesaplarınızı denediniz. Çaresiz… Hiçbiri yerinde yok. Üzgünüz, hesaplarınız bir başkası tarafından çalındı!

Yukarıda anlattığım öykü bazılarımız için bir kabus, bazılarımız içinse bir safsata ancak çoğumuz için bir gerçek. Her gün, sosyal medyada yüzlerce hesap çalınıyor; üstelik bunların çok büyük bir kısmı geri alınamıyor. Hal böyle olunca, insanların güvenlik sorunlarını bir kez daha düşünmeleri, şifrelerini seçerken biraz daha yaratıcı olmaları gerekiyor. Şimdi, sosyal medyanın bilinen güvenlik zafiyetlerini ve bunlara karşı alınabilecek basit önlemleri inceleyelim.

Şifre Çalınması

En sık karşılaşılan güvenlik sorunu, hesap şifrenizin bir başkası tarafından çalınmasıdır. Hesabınızı çalan, sizi çok iyi tanıyan “kötü” niyetli bir yakınınız olabileceği gibi, sizi hiç tanımayan bir bilgisayar korsanı da olabilir. Eğer birincisi gibi bir durum söz konusu ise yapabileceğiniz basit ayarlarla hesabınızı koruyabilirsiniz. Öncelikle hesap şifrenizi belirlerken yaratıcı olmayı deneyin. Unutmayın aklınıza ilk gelen şifre, hesabınızı çalacak kişinin de ilk aklına gelen şifre olacaktır. Bu nedenle doğum tarihi, ad soyad, qwerty ya da 0852 şeklindeki şifreleri kullanmaktan uzak durun. Adınızın ilk üç harfi peş peşe gelecek şekilde şifreler geliştirmeyin. Çünkü bunlar en çok kullanılan şifrelerdir, dolayısıyla da en çabuk kırılanlardır. Şifre oluştururken farklı harf ve sayı kombinasyonlarından yararlanın, eğer sistem izin veriyorsa noktalama işaretleri kullanarak şifrenizi daha da güçlü kılabilirsiniz. Ayrıca, şifrenizi bellirli periyotlarla güncelleyerek hesap güvenliğinizi artırabilirsiniz. Eğer başta belirttiğim ikinci durumun benzeri yaşanmışsa yapılacak çok fazla şey yok aslında. Yine şifrenizi güçlendirmeniz, hesabınızı korumanız için bir yöntem olabilir. İkici yöntem olarak, tanımadığınız kişilerden gelen arkadaşlık tekliflerini kabul etmeyebilirsiniz. Çünkü bazı “tanımadık kimseler” şifrenizi ve hesap bilgilerinizi ele geçirmek için oluşturulmuş “bot”lardır. Bu “kötü niyetlileri” diğer “görece iyi niyetliler”den ayırmak için, size istek gönderenlerin profillerine bir göz atabilirsiniz. Profil resmi ve paylaşılan diğer fotoğraflarda bir ilgisizlik, ya da verilen bilgilerde abartı veya çelişki olduğunu düşünüyorsanız, kişinin profilinden çıkın ve arkadaşlık isteğini reddedin. Unutmayın, geçen yıl 150 bin Facebook hesabı “arkadaşlık isteği gönderme” yöntemi ile çalındı. Bu yılın ilk haftalarında, Facebook kullanıcılarına musallat olan “Ramnit”in kurban sayısı ise 45 bin…

Sayfa Beğendirtme ve Bilgileri Ele Geçirme

Arkadaşlarınız sizden gelen postlardan şikayetçi mi? Haber kaynağınızda sizinle ilgisi olmayan paylaşımlar mı görüyorsunuz? Zihninizi biraz yoklayın ve yakın bir zamanda, ilginç başlıklı bir videoya tıklayıp tıklamadığınızı düşünün. Çünkü büyük ihtimalle böyle bir videoyu çalıştırdınız ve sizin sayfayı beğenmenizi sağlayan kodlar devreye girdi. Bu gibi durumlarda, yapabileceğiniz en basit şey sayfaya giderek, sayfayı beğenmekten vazgeçmek olacaktır. Ancak sizin adınıza postlama yapılması, daha farklı ve daha ciddi bir sorundan kaynaklanır. Malum videolara tıkladığınızda, bu videolar sizi bir uygulama sayfasına yönlendirebilir. Uygulamaya izin verdiğiniz takdirde, bilgileriniz bu uygulama ile paylaşılır ve sizin adınıza postlamalar yapılabilir. Bu durumda uygulanabilecek yöntem, uygulama sayfasına giderek (Hesap Ayarları > Uygulamalar > Düzenle) bu uygulamayı kaldırmak ve hesap bilgilerinize erişimini engellemektir. Ayrıca uygulama şifreniz yoksa, bir uygulama şifresi oluşturarak güvenliğinizi artırabilirsiniz. Son olarak sizin adınıza postlanan içerikleri kaldırmak ve durumunuzda yaşadığınız mağduriyeti paylaşmak, arkadaşlarınızın size olan bakışını düzeltmeye yardımcı olacaktır.

Unutmayın, bilgi çağında en önemli kaynak bilgidir. Kişisel bilgilerinizin önemli bir kısmını sosyal ağlarınızla paylaşıyorsunuz. Bu masum davranışınız, bazı kimseler tarafından kötüye kullanılabilir. Bu insanların mağdur ettiklerinden olmak istemiyorsanız güvenliğinize önem verin. Adres, telefon bilgilerinizi sosyal ağlarda paylaşmayın. Bağlı hesaplarınızın şifrelerinin birbirinden farklı olmasına dikkat edin.

2 Ocak 2012 Pazartesi

HAYATA BAĞLANMAKTAN HAYATI PAYLAŞMAYA

Günceli, popüler olanı takip etmek için Twitter’da trending topicleri incelemekten çok daha fazlasını yapabiliriz aslında. Mesela, markaların reklam sloganlarına, mottolarına bir göz gezdirebiliriz.

Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar iletişimde kalite ölçütü kesintisiz bağlantı ve net ses transferiydi. GSM operatörlerinden, cep telefonu üreticilerine kadar her markanın iddiası, insanları “sürekli ve kesintisiz” bir şekilde “birbirlerine bağlamak” idi… Derken zaman değişti, teknoloji gelişti. Artık, sorunsuz bağlantı, billur gibi ses transferi bir artı olmaktan çıktı. Tüm bu özellikler, sunulması zorunlu olan standartlar haline geldi. Önce 2G ve wap sayesinde mobil internetle, ilkel bir formda olsa da, tanıştık. Sonra 3G geldi ve çok yüksek hızda mobil internetin keyfini çıkarır olduk. Dünya çapında yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, insanlar interneti mobil olarak tüketme eğilimindeler. Çok yakın bir gelecekte mobil internet kullanımı, geleneksel olanı geçecek.


Facebook, Twitter ve YouTube gibi büyük sosyal paylaşım siteleri sayesinde bir kavram dillere pelesenk oldu: Paylaşım! Mahremiyet duygusunun anlamını giderek yitirdiği, şeffaflığın kavram sınırlarını aşarak nüdist bir hal aldığı böylesi bir dönemde, mütemadiyen elimiz “paylaş” butonuna gidiyor. Flickr’da, Picasa’da ya da Facebook’ta balayında çektirdiğimiz fotoğrafları “yakın çevremiz” ile, Fizy’de ya da SoundCloud’da müzik listelerimizi herkesle, en olmadık anılarımızı YouTube’da tüm dünyayla paylaşıyoruz. Hayatımız yaşamak ve yaşananları “paylaşmak” döngüsü içerisinde sürüp gidiyor. Hatta paylaşmak zamanla bir amaca dönüşüyor; sevdiğimiz restorana artık güzel yemekler yemek, hoş sohbet etmek için değil, “yakın çevremiz”e çok sosyal olduğumuzu kanıtlamak için gidiyoruz. Büyük harflerle söylemeye çekineceğimiz her türlü anıyı, Twitter’da tanımadığımız binlerle paylaşabiliyoruz. Kısacası, paylaşıyoruz…

Sürekli bağlantının, övünç kaynağından bir standart haline gelmesi ve paylaşmanın bu denli önemli olması markaları, sloganlarında “küçük” değişiklikler yapmaya itti. İnsanların birbirini takip ettiği, bir şeyleri beğendiği ya da bir yerlerin “mayor”ı olduğu bu zamanlarda, hala eski formlarda müşterilere seslenmek, sanırım, markalar için paralarını ve zamanlarını boşa harcamanın ötesine gidemezdi. Şimdi, markaların sloganlarındaki bu değişimi örnekler üzerinden inceleyelim.

2002 yılında, ABD’de, dünyanın önde gelen mobil ağ operatörü Verizon bir reklam kampanyası başlattı. Verizon çalışanı Paul Marcarelli, farklı lokasyonlarda telefon görüşmesi yapıyor ve sürekli olarak “Can you hear me now?”[1] sorusunu soruyordu. Verizon’un bu kampanya ile amacı, müşterilerine ne kadar kaliteli bir bağlantı sunduğunu kanıtlamaktı. Nitekim, Verizon’un bu kampanyası ABD’de uzunca bir süre konuşuldu; sanırım Verizon hedefine ulaşmayı başardı. 2010 yılında artık rüştünü ispatlamış olan marka, müşterilerine “Rule the air!”[2] dedi.
 
Nokia’nın “Connecting people” sloganını bilmeyen yoktur. Sloganın mors alfabesinde karşılığı olan “klasik melodisi” ile Nokia, yıllarca bu söz kalıbını beyinlerimize işledi. Mobil internetin hayal olduğu, WiFi’ın henüz yaygınlaşmadığı yıllarda insanların birbirine bağlanması ancak konuşmak ya da SMS atmakla mümkün oluyordu. Hal böyle olunca, markalar sloganlarında “bağlantı,” “iletişim,” “bağlantıda kalma” gibi sözcüklere vurgu yapıyorlardı. Sonra teknoloji ile birlikte iletişim artık, salt konuşmanın çok ötesine giderek farklı bir boyut kazandı. Markalar için artık, “paylaşım,” “anında,” “hızlı” gibi sözcükler önemliydi. Zira Nokia, N97 modelinin reklam kampanyası için “Yaşandığı anda internette!” sloganını, klasikleşmiş sloganının yerine tercih etti. Böylece, paylaşmanın öneminin markalar tarafından kavrandığının sinyalleri gelmeye başladı.

Turkcell, uzun yıllar boyunca sloganlarında “sorunsuz ve kesintisiz” bağlantı vurgusuna ayrı bir önem verdi. Çünkü, Turkcell’i rakiplerinden ayıran en önemli özellik sunduğu kaliteli bağlantıydı. Ancak, özellikle Vodafone’un Telsim’i satın almasıyla birlikte, Türkiye’de iletişimdeki kalite standartları yükselmeye başladı. Artık, neredeyse tüm operatörlerin birbirlerine yakın bağlantı kalitesi sunması nedeniyle, markalar “farklılaşmak” adına başka yollara yöneldiler. İlk hamle Turkcell’den geldi. Turkcell, “Turkcell’le bağlan hayata” şeklindeki sloganını yeni reklam kampanyasında “Hayat paylaşınca güzel” olarak değiştirdi. Zira, trend hayatı paylaşmaktı ve Turkcell bu yükselen trendi gözden kaçırmadı. Belki ileride, diğer GSM operatörleri de müşterilerine benzer bir şekilde seslenmeyi tercih ederler.

Sosyal medyanın sözcük dağarcığımıza kazandırdığı yeni kavramlarla birlikte, markaların müşterilerine seslenirken kullandıkları sözcükler de değişiyor. İhtiyaçların ve alışkanlıkların değişimi, sloganlardaki değişiklikleri de beraberinde getiriyor.



[1] Şimdi beni duyabiliyor musun?
[2] Havayı yönet!

23 Aralık 2011 Cuma

iPhone 4S’i Nereden Almalı?

Sonunda iPhone 4S, Türkiye’de resmi olarak satılmaya başladı. 16 Aralık’ta tüm GSM operatörleri ve Apple’ın Türkiye’deki resmi distribütörü Bilkom, aynı anda iPhone 4S’i Apple meraklılarıyla buluşturdu. Peki iPhone 4S nereden alınmalı? Hangi satıcı daha avantajlı? Tüm soruların cevabı, bu yazının içerisinde…

2011’in son çeyreğinde lansmanı yapılan iPhone 4S, Apple meraklıları için bir hayalkırıklığı yarattı. Çünkü neredeyse tüm dünya, tamamen yenilenmiş bir iPhone 5 bekliyordu. Ancak iPhone 4S iCloud, iOS 5 ve elbette Siri gibi özellikleri ile bu hayalkırıklığını büyük bir heyecana dönüştürdü. Beklentiler, iPhone 4S’in Kasım ayında, Türkiye’de satışına başlanacağı yönündeydi. Ancak, Apple’ın Kasım ayının başında açıkladığı listede Türkiye yoktu.

16 Aralık’a kadarki süreçte Apple hayranları, yurtdışından tedarik edilen, küçük satıcıların e-ticaret sitelerinde sattıkları iPhone 4S’lerle yetinmek zorundaydı. Ancak bu ürünler 1 yıllık uluslararası garanti kapsamındaydı ve bu garanti Türkiye’de geçerli değildi. Bu nedenle, binlerce liranın havaya uçması riski yüksekti. Zira, yurtdışından gelen haberler pek de içaçıcı değildi; iPhone 4S’de batarya problemi gibi birtakım sorunlarla karşılaşılıyordu.

Şimdi hangi satıcının, iPhone 4S’e ne kadar fiyat biçtiğine bakalım…

AVEA

Avea iPhone 4S'i müşterilerine, iki farklı paket ve üç ayrı taksitlendirme seçeneği ile sunuyor. Küçük paketle her yöne 250 dk konuşma süresi, her yöne 250 SMS ve 4 GB’lık internet paketinden yararlanılabiliyor. Büyük pakette ise, her yöne 1000 dk konuşma süresi ve 1000 SMS, ayrıca 4 GB internet yer alıyor. Ayrıca Avea, iPhone kampanyasından yararlanan bireysel müşterilerine yıl sonuna kadar sınırsız WiFi’yı ücretsiz sunuyor.

Avea’nın fiyatlandırması ise şöyle:



BİLKOM

Apple’ın Türkiye’deki tek resmi distribütörü Bilkom, iPhone 4S’in 16 GB’lık modelini müşterilerine, 2.070 TL’den sunuyor. 32 GB kapasiteli iPhone 4S’in fiyatı ise 2.442 TL. En pahalı model olan 64 GB’lık iPhone 4S, 2.812 TL’den satılıyor. Bu fiyatlara KDV dahil. Ayrıca, renk seçenekleri için ekstra ücret alınmıyor.

TURKCELL

Turkcell, müşterilerine iPhone 4S için 6 ayrı paket sunuyor. Turkcell iPhone kampanyasından yararlanan müşteriler, 1 aylık mobiltv’den ücretsiz yararlanabiliyorlar. Turkcell’in müşterilerine bir sürprizi daha var: 3 ay boyunca 50 şarkı ücretsiz! 24 aylık kontratla, iPhone 4S’i Turkcell’liler şu fiyatlarla satın alabiliyorlar:

VODAFONE

Vodafone’lular birbirinden farklı 4 paket seçeneği ile iPhone 4S sahibi olabiliyorlar. Vodafone müşterilerine iPhone 4S kampanyası dahilinde, 30 MB’lık yurtdışı internet paketi, 3 aylık mobiltv ve Red ile kişiye özel hizmetler sunuyor. Vodafone’un iPhone 4S için belirlediği fiyatlar ise şöyle:


Her marka, farklı fiyat ve paketlerle iPhone 4S için avantajlı teklifler sunuyor. Açıkçası, aralarında seçim yapmak oldukça güç… Neyse, yine de karar sizlerin elbette.

NOT: Burada yer alan fiyat ve kampanyalar 23.12.2011 tarihinde ilgili firmaların resmi internet sitelerinde yer alan bilgiler derlenerek hazırlanmıştır. Her firma fiyatlarda ve kampanyalarda değişim yapma hakkını saklı tutar. Detaylı bilgi için markaların internet sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

7 Aralık 2011 Çarşamba

GERILLA PAZARLAMA: AZ PARA ÇOK İŞ

TDK’ya göre gerilla, düzenli bir orduya karşı küçük birlikler hâlinde çatışan, hafif silahlarla donatılmış topluluk… O halde gerilla pazarlama da ne? Kim kiminle çatışıyor? Burada elbette silah yok, şiddet yok… Aksine fikir var, yaratıcılık var, çaba var…

Rekabetin olmadığı hiçbir alan yok. Öyle bir alan olsa bile orada para yok… Hal böyle olunca, benzerlerden sıyrılmak, fark yaratmak, için bir şeyler yapmak gerekiyor. Ancak “o bir şeyler” genellikle mass media kullanılarak yapılmaya çalışılıyor. Peki “o kadar para”sı olmayanlar ne yapıyor? Bu yazı, tam olarak bu sorunun yanıtını arıyor…

Birazdan anlatacağım başarı öyküsü beni her zaman etkilemiştir ve açıkçası gerilla pazarlamayı bu öyküden daha iyi açıklayabilen başka bir şey yok! Öykünün baş kahramanı Japon bir tekstil atölyesi. Bu atölye, esnemeyen pamuklu bluzlar ve terletmeyen kaşmir trikolar üretiyor. Takdir edersiniz ki tekstil ya da daha şık deyimiyle moda sektörü rekabetin en “kanlı” olduğu alan. Eğer yeteri kadar paranız yoksa, dünyaya sesinizi duyurmanız neredeyse imkansızdır bu sektörde. Japon üretici bu durumu çok iyi kavrıyor ve yola bu bilinçle çıkıyor. Kamera, birkaç oyuncu ve basit bir algoritma bu mütevazı üreticiyi, bir anda, “patronlar klübü”ne üye yapmayı başarıyor. Şöyle ki, bu üreticinin en büyük iddiası ürettiği ürünlerin “asla” esnemeyeceği ve terletmeyeceği… Bunu en iyi nasıl anlatır? Japon üreticinin sitesine girdiğinizde flash bir video karşılıyor sizi, sürekli olarak artan rakamlar ve “enteresan” figürlerle hareket eden birkaç kişi… Videonun son bulacağını ve sayfanın açılacağını bekliyorsunuz. Ancak o an asla gelmiyor… Bu döngünün “n”i sonsuz çünkü… Onlar sonsuza kadar hareket etmeye devam ediyorlar… Ancak giydikleri kıyafetler ne esniyor ne de terletiyor… Az parayla Japon üreticimiz iddiasını, farklı bir yolla da olsa, kanıtlıyor…




Gerilla pazarlamanın “ne olduğu”nu gösteren bir diğer başarılı örnek yine bir tekstil firmasından: Wonderbra… Bilenleriniz var mı? Beyler? Siz, hanımlar? Wonderbra adından da anlaşılacağı gibi bir iç giyim firması…
Aramızda henüz yeni Wonderbra… Ancak yaptığı pazarlama çalışmalarıyla pazardaki “abi”lerine taş çıkarıyor… Wonderbra’nın lansmanına kadar dedikodu gazatelerine ABD’nin en ünlü department storelarından birine “bir şey” geleceği haberi uçuruluyor. “O gün” gelene kadar kimse “o şey”in ne olduğunu bilmiyor. Gün gelip çatıyor ve çok sayıdaki özel davetlilerin arasına zırhlı araçlar yanaşıyor. Yoğun koruma önlemleri ile bu araçlardan mağazanın içine paketler taşınıyor. Elbette herkes, bu kadar değerli olan “şey”in ne olduğunu merak ediyor. Akabinde Wonderbra’lı mankenler teşrif ediyorlar. O gün mağazaya gelen tüm Wonderbralar satılıyor. Marka bir anda medyanın gündemine oturuyor ve çok kısa sürede sektörün kral tahtına oturuyor.

Elbette başarılı gerilla çalışmaları yukarıda sayılanlardan ibaret değil… Her geçen gün, başka bir pazarlama çalışması ile karşı karşıya kalıyoruz. Hepsi, bir önceki örneğinden daha farklı ve daha şaşırtıcı oluyor. Rekabet kızıştıkça, küçük fakat yaratıcı markalar “farklı” çalışmaları ile karşımıza çıkıyor. Bize de burada yazmak düşüyor…