Özgürlüğün ne demek olduğunu Hollanda’da anlıyorsunuz. Kelimenin tam anlamıyla özgürsünüz Amsterdam’da… Halbuki, İstanbul’da yürürken bile kendinize bir çeki düzen vermek istiyorsunuz, bir tanıdık çıkar da rezil olurum diye… İşte böylesine “özgür” bir ortamda, doğal olarak, yaratıcı fikirler de peşi sıra geliyor… Sadık tüketicisi olduğum birkaç markadan biri Heineken, bunun nedeni sadece kaliteli bir ürün olması değil elbette… Heineken, çoğu zaman benzersiz deneyimler yaşatıyor tüketicilerine. Biz sosyal medya meraklılarına da araştıracak, konuşacak, yazacak ve paylaşacak bolca malzeme üretiyor Hollandalı marka.
Amsterdam’a indiğimizde, görmek için sabırsızlandığımız mekanlardan biri, Heineken’ın artık müze olarak kullandığı tarihi fabrikasıydı.
Turu daha da keyifli hale getiren ise, bu aşamalara katılabiliyor olmak… Elinize büyükçe bir kepçe veriliyor ve başlıyorsunuz karıştırmaya… Sonra bir Heineken fıçısının içinde buluyorsunuz kendinizi… Benim en çok ilgimi çeken iki yer: Heineken’ın yayınlanmış tüm spotlarının gösterildiği oda ve Şampiyonlar Ligi için hazırlanmış sergiydi (Messi’nin imzalı forması, efsane hakem Piere Luici Collina’nın Şampiyonlar Ligi maçlarını yönetirken giydiği forma v.s.) Ve sonunda tabi ki efsane lezzet, hoşça sohbetler… Müze’den, üzerinde adınız yazan Heineken şişesiyle çıktığınızda “Heineken’ı seviyorum.” diyorsunuz… Müze’yi bile bir pazarlamaya dönüştürebiliyor Heineken ve bunu yaparken de sizi eğlendiriyor.Heineken bize pazarlama adına “nelerin” yapılması gerektiğini öğretiyor. Sosyal medyayı, nasıl ve ne şekilde kullanmamız gerektiğine dair bizlere yol gösteriyor… Bu nedenle karşımıza bir pazarlama fenomeni olarak çıkıyor.
NOT: Yukarıda anlatılan Heineken Experience’ı daha yakından incelemek isteyenler heinekenexperience.com’u ziyaret edebilirler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder